Salı, Mayıs 31, 2011

AIDS-AIDS NASIL ORTAYA ÇIKTI

bu konuyu biraz araştırdım..bulduklarımı  kaynaklarının farklı oldunu belitmek için değişik renklerde sundum..
 ben aids'in çıkış nedenin 'bir insanın maymunla cinsel ilişkiye girmesinin' olduğunu sanıyordum öyle değişmiş..

 Dünyada görülen en tehlikeli hastalıklardan biri olan AIDS hakkında bilmedikleriniz...

 AIDS, Acquired Immuno Deficiency Syndrome kelimelerinin kısaltması olarak ortaya çıkmış ve Edinilmiş Yetersiz Bağışıklık Sistemi Sendromu olarak Türkçe'ye çevrilmiştir.

 AIDS ilk olarak 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde keşfedilmiştir. Keşfinden hemen sonra hızla yayılarak; erkek, çocuk, siyah, beyaz, Latin, Asyalı, zengin, fakir demeden birçok insanın ölümüne neden olmuştur. Günümüze kadar AIDS'ten 225.000 kişinin öldüğü kaydedilmiştir. Bu sayı her 13 ila 15 ayda ikiye katlanmaktadır.

 AIDS için halen kesin olarak bilinen bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. AIDS'ten korunmak bu tehlikeli ve ölümcül virüsün yayılmasını önlemek için uygulanabilecek tek yoldur. HIV, Human Immune Deficiency Virus, vücut bağışıklık sistemi virüsü, AIDS tamamen vücut bağışıklık sistemi ile ilgili olduğundan, hastalığa sebep olan virüse bu isim verilmiştir. Virüs, insan vücudunun hastalıklara karşı direncini sağlayan bağışıklık sistemini etkisiz hale getirmektedir. Vücut bağışıklık sisteminin etkisiz hale gelmesi, virüsten etkilenmeden önce kolayca başedebildiği deiğer hastalık mikroplarıyla artık çarpışamayacak duruma gelmesi demektir. Bu da basit bir enefeksiyonun bile ölümcül hale gelmesine sebep olabilir. AIDS hastalarının yarısından çoğu bağışıklık sistemlerinin etkisiz hale gelmesi yüzünden basit enfeksiyonlara yenilerek hayata veda etmişlerdir.


 İnsan vücudu bir defa HIV virüsü ile enfekte olmuşsa artık bu virüsün hiçbir şekilde yok edilmesi ya da vücuttan atılması mümkün değildir. Fakat virüsün etkilerine engel olmak için bir takım ilaçlar geliştirilmiştir. Bunlardan ilki ve ençok bilineni AZT (Zidovudine) adı verilen ilaçtır. Bu ilaç virüsün çoğalmasını engellemektedir. AZT AIDS virüsünün meydana getirdiği belirtilerin görünmesini engellemekte ve AIDS'li hastanın yaşamının kısmen de olsa uzamasını sağlamaktadır.


 Bilim adamları AIDS'le savaşabilmenin diğer yollarını aramaya devam etmektedirler. Son yıllarda bu konuda büyük gelişme kaydedilmiştir. AIDS'e karşı korunmak için aşıların testleri halen deneysel aşamadadır. 1990 yılının başlarından itibaren bu konuda başarılı sonuçlar kaydedilmektedir.

 AIDS dokunma, öpüşme, solunum gibi dış kontaklarla bulaşan bir hastalık değildir. Bu nedenle insanların AIDS'li hastalara yaklaşmaması ya da onları toplumdan dışlaması hem gereksiz hem de yanlış bir tutumdur. Çünkü AIDS'li bir hastaya dokunarak veya yanında bulunarak AIDS'e yakalanmanın mümkün değildir. Ayrıca AIDS evcil hayvanlardan, tuvaletlerden, yüzme havuzlarından, tabak ya da bardaklardan bulaşıcı özellik göstermez. Bu nedenle insanların bu konularda korkutulması ya da yersiz bir kaygıya neden olunması çok yanlıştır. AIDS'in ana bulaşma yolu seksüel birleşme, uyuşturucu kullanıcılarının enjektörlerini paylaşması ve çok da az olsa kan transferidir. Ne yazık ki, AIDS hastalığına yakalanmış hamile bir kadının daha doğmamış bebeği de bu hastalığa yakalanmış demektir.

 Neden AIDS'i daha önce duymamıştık? AIDS 1981 yılına kadar tanımlanmış bir hastalık değildi. AIDS'in izinin sürülmesi doktorların bu bilinmeyen hastalığı yeterli derecede tanımasıyla başladı. AIDS'in ilk rastlandığı 1981 yılında ABD'de 316 kişinin AIDS hastalığına yakalandığı tespit edilmiştir. Beş yıl sonra 1986 Ağustos'unda 23.000 vaka rapor edilmiştir. Hastalığın artışı büyük bir hızla devam etmiş ve 1990'larda sadece ABD'de 60.000’nin üstünde AIDS hastası tespit edilmiştir. Bu hızlı artış, bilim adamları, doktorlar ve hükümetler için bir alarm sinyali olmuş ve onları konuyla ciddi biçimde ilgilenmeye itmiştir.

 AIDS'in gerçek kökeni bilinmemektedir. Çünkü AIDS yeni gelişmiş bir hastalıktır. AIDS'in kökeni hakkındaki en geçerli görüş hastalığın Afrika kökenli olduğudur. Afrika'da ki yeşil maymunların taşıdığı bir virüs insanlarda rastlanan AIDS virüsüne çok benzemektedir. Bilimsel tahminler maymunlarda rastlanan virüsün doğal ortamda organizmalar içinde yaşamını sürdürerek, mutasyon geçirdiği ve buradan da insanlara geçtiği üzerinde yoğunlaşmaktadır. Görülen mutasyonun çok nadir olduğu da görüşler arasında yer almaktadır.

 Bir başka görüş ise virüsün biyolojik silah olarak üretilmek istendiği fakat sonucun etkisi uzun sürede görüldüğü için araştırmalara devam edilmediği ve bir ara nasıl olduysa laboratuar dışına çıkarılarak insanlara bulaştırıldığı üzerinedir. Yeşil maymunlar Afrika'nın çoğu bölgesinde lezzetli bir yemek olarak görülmektedir. Virüsün maymunlardan insana iyi pişmemiş organlardan ya da etlerin pişirilmeye hazırlanırken meydana gelebilecek kesik vb. gibi yaralardan bulaşmış olabileceği de düşünülmektedir. Çünkü bilindiği gibi virüsün bulaşma yollarının en önemlilerinden biri kandır. Hastalığın ilk insana bulaşması böyle olmuştur. Bundan sonra hastalık diğer insanlara seksüel birleşme ve uyuşturucu kullanımı ve kan transferleri sırasında yayılmıştır. Afrika devletlerinin birçoğu bu görüşün mantıklı olduğunu savunmaktadır. Bu olayların hiçbiri ırkla ilgili değildir. Şunu unutmamak gerekir ki tek bir kişi değil tüm insanlık AIDS'in gelişmesinden sorumludur ve bizde bu sorumluluğu paylaşmaktan ve bu öldürücü virüsün yayılmasını engellemekten sorumlu sayılırız.

 Birdenbire insanlar sararip solmaya, eriyip gitmeye basladilar!... AIDS'li dediler... Hastahanelere bile kabul edilmediler... Tanrinin gazabi diyenler oldu... Seks duskunlerine ceza!... Homoseksueller suclandi... Sonra?...

 Birileri sordu: "Iyi de yahu bu hastalik nasil basladi?..."

 Soranlar, arastiranlar bilim adami degil de, gazeteci olunca ciddiye alinmadilar!

 Ama; tartisma basladi...

 ***

 AIDS hastaliginin bir mikrobu-virus- var. HIV diyorlar. Nereden geldi bu HIV?

 Hic yoktan bir sey nasil var olur? Baska dunyalardan, kucuk akilli yaratiklar HIV kiligina girip, kanimiza karismasinlar?

 Veya; kiyamet gunu?...

 ***

 Afrika ve Hindistanda kucuk maymunlar varmis. Bu maymunlara HIV'e benzer bir virus tasirlarmis!... Tasirlarmis ama, bu virus maymunlari etkilemezmis... Emin olmak icin, bilim adamlari siringalar dolusu HIV viruslerini bu maymunlarin vucutlarina vermisler. Kisa sure sonra ne gorsunler? HIV virusu, maymunlarin vucutlarinda kaybolup gidiyor!...

 Birileri bir fikir ortaya atmis. Bu maymunlarin vucutlarinda olan, HIV'e benzeyen, maymunlari etkilemeyen virusler Afrikali insanlara gecmistir!... Nasil gecer? Kan temasi... Etini yiyerek...

 Iyi de? Bu maymunlar yuzyillardir Afrikadalar. Bu insanlarda. Niye HIV 1950 li yillardan sonra ortaya cikti?

 ***

 Uzun oldu.

 Kisa keselim.

 1950'lerde 'Polio' denilen, cocuk felcine karsi asilari Afrika ve Hindistandan toplanan maymunlarin ic organlarindan elde etmisler.

 Soz konusu asiyi, bir milyona yakin Afrikali uzerinde denemisler?...

 Cocuk felcine care bulunmus ama; bilerek-bilmeyerek maymunlardan alinan HIV virisunu, insanlara asilamislar!...

 Bazi bilim adamlari simdilik 'hayir' deselerde, digerleri bu konuyu tartisiyorlar!...

 İngiliz Bilimler Akademisin’de belgelerle konuşan Ed Hooper:

 ‘AIDS’in kaynağı Batılıların Afrika’daki deneyleri’

 Ed Hooper’ın 9 yıllık araştırmaları, AIDS’in çıkış noktası olarak, 1950’li yılların sonlarında ABD’li ve Belçikalılar tarafından çocuk felci aşısı bulmak için Kongo’da açılan bir kampı işaret ediyor. Afrika’da milyonlarca çocuk, AIDS’li aşılarla kobay olarak kullanılmış!

 John Vidal

 Çeviren: Kağan Güner

 11 Eylül 2000 tarihinde, İngiliz Bilimler Akademisi, Royal Society 340 yıllık tarihinin en ilginç oturumlarından birini yaşadı.

 John Vidal’ın konuyla ilgili makalesinden de okuyacağınız gibi, bilim araştırmacısı ve gazeteci Ed Hooper’ın 9 yıllık araştırmaları, AIDS’in çıkış noktası olarak 1950’li yılların sonlarında ABD’li ve Belçikalı bilim insanları tarafından Belçika Kongosu’nda çocuk felci aşısı bulmak için açtıkları bir kampı işaret ediyor.

 Bu kampta şempanze böbreklerinden üretilen aşılardan bazılarının AIDS virüsünü içerdiği iddiası ortaya atılmış durumda. Hem de kuvvetli belgeler eşliğinde. Yüzyıllardır HIV ile genetik akrabalığı olan SIVcpz virüsünü taşıyan vahşi şempanzelerin insanlarla teması sonucunda, AIDS’in ortaya çıktığı bugüne kadar kabul edilen bir görüştü. Bu görüşün arkasında da köktendinci Hıristiyanlık ideolojisi vardı. Şu anda Batı basınının konuşmadığı bir gerçek te bu. Zira batılı bilim insanları bugüne kadar, Afrika’lıların maymunlarla cinsel temasta bulunduklarını, homosexuel ilişkilere girdiklerini, toplu sex yaptıklarını dile getirip durdular. Bu Hıristiyanlık ahlakı perdesinin arkasında da, Afrika’daki misyonerlik çalışmalarına devam ettiler.

 1980’li yılların ilk yarısında, yani AIDS’in patladığı yıllarda, Afrika’dan Avrupa başkentlerine gelen uçaklar geri gönderildi. 1984 ve 1985 yıllarında THY nin Londra’ya sefer yapan uçakları Heatrow Havaalanında ilaçlandı. Batı AIDS’den örtülü bir ırkçılık çıkarmaya başladı. Batı nın AIDS ile mücadele adı altında yaptığı ırkçılığın ilk hedef kitlesi Afrika’lılar ve üçüncü dünya ülkeleri insanları oldu. Kendi toplumlarında ise eşcinseller. Daha sonra çokeşliliğin AIDS’e neden olduğu iddia edildi. Batının AIDS vesilesiyle yeni bir ahlakçı teori üretme çabası sonuç vermedi de değil.

 Fakat bugün bir kez daha öğreniyoruz ki, AIDS’in arkasında da sömürgecilik ve emperyalizm çıkıyor. Afrika ülkeleri ve halkları, Batılı ilaç tekelleri tarafından bir deney laboratuvarı olarak kullanıldı. Orta Afrika’da 1950’lerin sonlarına doğru, milyonlarca çocuğa ‘çocuk felci’ aşısı yapıldı. Üstelik Afrika’da çocuk felci vakası görülmemişken. Aşılanan çucukların büyüdüğü 1960’lar ise Afrika’nın içsavaşlar ve bağımsızlık savaşları yüzünden büyük nüfus göçleri yaşadığı yıllar. Yani HIV virüsünü barındıran milyonlarca çocuk bu yıllarda Afrika’nın değişik bölgelerinde büyüdüler. Ve sonuç... Bugün Afrika AIDS’in pençesinde kıvranıyor. BM’nin uyarı ve yardım taleplerini hiçbir batılı ülke duymuyor. Aşıyı üretenler ‘’Biz maymun böbrekleri kullanmadık’’ diyorlar. Fakat böbreklerin ABD ve Avrupa’ya gönderildiğine dair belgeler 12 Eylül’de İngiliz Bilim Akademi’sinde kamuoyuna sunuldu.

 Bugün Batı, bilimin ‘’itibarını’’ korumaya çalışıyor. Kimsenin bilim insanlarına güveni yok. Hele İngiltere’de ‘’Deli Dana Krizi’’nden sonra hiç kimse bilim lafını duymak istemiyor. ‘’Bilim çevreleri’’ hala hayvanlardaki BSE’nin insanda CJD’ye dönüşüp dönüşmeyeceğini tartışıyor. Bu tartışma süredursun, İngilter’de önümüzdeki 5 yıl içinde tahminen 10 milyon insanın BSE’den öleceğini söyleyenler var. Aslında yapılan bilimin değil, McDonalds’ın itibarının korunmaya çalışılması. Doğu Afrika Veterinerlik Enstitüsü Başkanı Dr. Gordon Scott, Kongo’da aşıyı üreten grubun iddiaları yalanlamasını, ‘’Çünkü tazminat ödemekten korkuyorlar’’ diye yanıtlıyor. 35 milyon ölünün tazminatı nasıl ödenir? Diğer kuşaklara zincirleme taşınan ve daha milyonlarca can alacak bir geleceğin tazminatı nasıl ödenir? Ve en önemlisi ‘’yalan’’ın bilimde bir tazminatı varmıdır?


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder