Pazartesi, Ocak 17, 2011

Tarihin İlk İlaç Formülleri Kitabı

i.ö üçüncü bin yılın sonlarına doğru yaşamış olan isimsiz bir Sümerli hekim, meslektaşları ve öğrencileri için en değerli tıbbi reçetelerini bir araya getirip kaydetmeye karar verdi. Islak topraktan 16 cm uzunluğunda 9,5 cm genişliğinde bir tablet hazırladı, kamış kalemin ucunu eğik biçimde yonttu ve zamanın yazısıyla gözde ilaçlarının bir düzinesini tablete kaydetti. İnsanlığını bilinen en eski tıp “el kitabı” olan bu belge, bir Amerikan kazı ekibince ortaya çıkarılıp Philadelphia Üniversite Müzesi’ne götürülünceye değin dört bin yılı aşkın süre Nippur kalıntıları altında gömülü kalmıştır. Bu tabletin varlığını, Üniversite Müzesi’nin Babil Bölümünde benden önce çalışmış olan Dr. Leon Legrain’in bir yayınından öğrendim; Üniversite Müzesi’nin 1940 Bülteninde “Nippur’da Eski Eczacılık” başlığıyla çıkan makalede, metnin bir kısım içeriğini büyük bir cesaretle çevirme girişiminde bulunmuştu. Ancak bunun tek başına çivi yazısı uzmanını aşan bir iş olduğu açıktı. Yazıt öyle teknik ve özel terimlerle yazılmıştı ki, bir bilim tarihçisinin, özellikle kimya alanında eğitim görmüş birinin işbirliğini gerektiriyordu. Üniversite müzesi tablet bölümünün başına geçtikten sonra, özlemle, sıkı sık bu tıp tabletinin bulunduğu dolaba gider ve incelemek üzere masama getirirdim. Birçok defalar çevirisini yapmaya uğraştım. Neyse ki sonuna kadar dayandım. Uygun anı kollayarak, onu defalarca yerine götürdüm.
1953 baharının bir cumartesi sabahında, genç b ir adam büroma gelip kendisini tanıttı; ismi Martin Levey’di ve Philadelphialı bir kimyagerdi. Bilim tarihi üzerine doktora yapmıştı ve müze koleksiyonunda bilim ve teknoloji tarihi  açısından yardımcı olabileceği bir tablet olup olmadığını soruyordu. Beklediğim fırsat kapıma gelmişti! Tableti dolabından bir kez daha çıkardım; ama en azından bu defa geçici bir çevirisi yapılana değin yerine kaldırılmadı. Levey ile birlikte haftalarca içeriği üstüne çalıştık. Bu kendimi öncelikle Sümer göstergelerinin okunmasına ve dilbilgisel yapıların çözülmesine vermiştim. İnsanlığın ilk ilaç formülleri kitapçığının okunabilir kısımlarını, kadim devrilerdeki kimyasal ve teknolojik süreçleri anlaması ve bilgisiyle yaşama döndürün kişi Martin Levey’ dir.
Bu kadim belgeden öğrendiğimize, çağdaş meslektaşları gibi Sümerli hekim de ilaçlarının ana maddelerini bitkisel, hayvansal ve maddesel kaynaklardan sağlıyordu. Gözde mineralleri Sodyum klorid  (tuz) ve potasyum nitrattı (güherçile). Hayvansal maddelerden, süt, yılan derisi, kaplumbağa kabuğu kullanıyordu. Ancak ilaçların çoğunun kaynağı bitkiler dünyasıydı; hıyar şember, mersin, şeytantersi, kekik gibi bitkiler; söğüt, armut, köknar, incir ve hurma gibi ağaçlar. İlaçlar bitkinin tohumundan, kökünden, dalından, kabuğundan yada zamkından hazırlanmıştı ve günümüzde olduğu gibi katı yada toz halde saklanmış olmalılar.
Hekimimiz dıştan sürmek için hem merhem hem süzülmüş sıvılar, içmek içinde sıvı ilaçlar öneriyordu. Genel olarak merhem bileşikleri, bir yada daha çok otun dövülmesiyle elde edilen toza “kuşumma” şaraba katılması ve karışama reçine ve sedir ağacı yağı dökülmesiyle hazırlanıyordu. Irmak çamurunun dövülmesiyle hazırlanan bir diğer ilaçta ise elde edilen toz su ve balla yoğruluyor ve karışımın üzerine reçine yerine “deniz” yağı dökülüyordu.
Süzme yöntemiyle hazırlanan ilaç reçeteleri daha karmaşıktı ve bunların peşinden de bir kullanım kılavuzu geliyor. Bunlardan üçü için (Sümerce metin oldukça açıktır) kaynatma yöntemi kullanılmış. İstenen özleri çıkarmak için, karışım suda kaynatılıyor ve olasılıkla daha fazla öz elde etmek için alkali ve tuz ekleniyordu. Reçetelerden hiçbirinde değinilmemiş olmasına, organik maddeleri ayırmak için sulu eriyiğin süzgeçten geçirildiğinde kuşku yoktur
Sonra da süzülen sıvının gövdenin ağrıyan serpilmesi yada o bölgenin yıkanmasıyla tedavi gerçekleştiriliyordu. Ardından yağ sürülüyor ve bir yada daha fazla ot konuyordu.

İçilecek ilaçlara gelince; hasta açısından bunların içimini kolaylaştırmak için çoğunlukla kullanılan araç biraydı. Çeşitli otlar toz haline getirildikten sonra bira içinde eritilip hastaya içiriliyordu. Buna karşın, bir tarifte biranın yanı sıra sütünde, ne olduğu anlaşılmaya “ırmak” (?) içirilmesi için kullanılmış gibi görünüyor.
Bu tek tabletten bile İ.Ö. üçüncü bin yıldan kalma, şimdiye değin çıkarılmış tek tıbbi metin-Sümer’de eczacılık biliminin kayda değer ilerleme yaptığı açıktır. Tablet oldukça incelikli kimyasal işlemler ve süreçlerle ilgili, dolaylı da olsa, derin bir bilgi birikimi sunar.
Örneğin; bir kaç reçetede otların toz haline getirilmeden önce “arıtılma”sı gibi çeşitli kimyasal işlemler gerektiren bir şama önerilir. Bir diğer örnek; reçetelerden birinde ilaç maddesi olarak kullanılan toz haline getirilmiş alkali, büyük olasılıkla soda bakımından zengin Kazayağıgiller ailesinden bitkilerden birinin (büyük olasılıkla Salicornia fruticosa) bir çukurda yıkılmasıyla elde edilmiş alkali külüdür. Bu biçimde üretilen sodalı kül İ.Ö. yedinci yüzyıl da ve ortaçağ da cam yapımında kullanılmıştır.
Kimyasal açıdan ilginç olan, tabletimizde çok fazla miktarda bitkisel yağ içeren özlerle ilgili alkali kullanımını iki reçete oluşudur, böylece dıştan kullanım için sabun üretilmektedir.
Sümerli hekimimizce önerilen bir diğer madde ise, belli bir kimya bilgisi ile elde edilebilen potasyum nitrat yada güherçiledir. Çok daha geç Asur döneminde de görüldüğü üzere, Sümerler de idrar gibi azotlu artık maddelerin aktığı arkları denetliyor, bulunan kristalize oluşumları arıtma için ayırıyorlardı. Kuşkusuz azotlu maddelerin yanı sıra sodyum klorid ve diğer sodyum potasyum tuzlarını içeren bileşenleri ayırma sorunu, olasılıkla bölünmüş kristalleştirme yöntemiyle çözülmüştü. Hindistan ve Mısır’da kalsiyum nitrat elde etmek için kadim kireç yada eski harcı azotlu organik maddelerden ayrıştırma yöntemi hala geçerlidir; sonra güherçile elde etmek için kalsiyum nitrat potasyum karbonat içeren odun külü ile arıtılıp buharlaştırılır.
Kadim metnimiz bir açıdan fazlasıyla düş kırıklığı yaratıyor. İlaçların hangi hastalıklara iyi geldiğini belirtmediği için tedavi edici değerlerin hangi hastalıklara iyi geldiğini belirtmediği için tedavi edici değerlerini denetleyemiyoruz. Sümerli hekim deney ve doğrulamaya başvurmadığına göre, büyük olasılıkla pek etkin değildirler. Çoğu ilacın seçiminde atalardan kalma, bitkilerin güzel kokma niteliğine duyulan sonsuz güvenin yansıması vardı. İyi yanları olan reçetelerde var- örneğin; bir temizlik maddesi elde etmek önemliydi. Ve tuz ve güherçile gibi maddelerde etkindi; bunlardan birincisi antiseptik, ikincisi ise bağırsak pekiştirici olarak kullanılır.
Bu Sümer reçetelerinin bir diğer apaçık kusuru, maddelerin bileşiminde kullanılacak miktarların yanı sıra, ilacın ne miktarda ve ne sıklıkla kullanılacağının belirtilmemiş olmamasıdır. Bu, “mesleki kıskançlık” tan kaynaklanmış ve Sümerli hekim tıp dışındaki çevrelerden aya da hatta kendi meslektaşlarından sırlarını korumak için nicel ayrıntıları bilerek gizlemiş olabilir. Büyük olasılıkla, bu nicel ayrıntılar Sümerli reçete yazarına çok da önemli gelmedi, çünkü ilaçların hazırlanmasında ve kullanılmasında az çok deneysel bir biçimde karar verebiliyorlardı.
Tabletimizi yazan Sümerli hekimin sihirli sözlere ve büyüye başvurmaması ilginçtir. Metnin hiçbir yerinde bir tanrıdan yada bir cinden bahsedilmez.
İ.Ö. üçüncü bin yılda Sümer’de hastalıkları iyileştirmek için büyü ve cin çıkarma ayinlerinin bilinmediği anlamına gelmez bu. Tam tersine, büyülü sözlerin yazılı olduğu ve yazıtların yazarları tarafından da böyle olduğu belirtilmiş altmışa yakın küçük tabletten açıkça görüldüğü üzere böyle uygulamalar yapılıyordu. Sümerler’ daha sonraki Babilli ler gibi, bir çok hastalığı hastanın bedenindeki zararlı cinlere bağlıyorlardı. Bu cinlerden yarım düzinesinin adı; Bau, Ninisinna ve Gula adlarıyla da bilinen “karakafaların (Sümerler) yüze hekimi” diye nitelenen tıp sanatının baş tanrıçasına adanmış mistik ve usdışı öğelere yer verilmemesi şaşırtıcı bir olgudur.
İ.Ö. üçüncü bin yılın sonuna doğru yazılmış bir tıp tabletin keşfi çivi yazısı uzmanları için bile şaşırtıcıydı; çünkü ilk “el kitabı”nın tıptan çok tarımla ilgili olması beklenirdi. Tarım, Sümer ekonomisinin temel direği , zenginlik ve refahının başlıca kaynağıydı. Çiftçilik yöntemleri ve teknikleri İ.Ö. üçüncü bin yıldan önce zaten oldukça ileri düzeydeydi. Buna karşılık şimdiye değin gün ışığına çıkarılmış tek çiftçi “el kitabı” İ.Ö. ikinci bin yıldan kalmadır

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder